inSiraH's profile(¯`·.(¯`·. ιηѕιяαн ·´¯)....PhotosBlogListsMore Tools Help


bu şehirde
sesini dinlemediğim bir deniz
güzelliklerini göremediğim bir mehtap
ya da uğrunda içmediğim bir sahil kalmadı...



bu şehirde
koklamadığım bir çiçek
ıslanmadığım bir yağmur
görmediğim gökyüzü kalmadı...



bu şehirde
asılmadığım bir ip
aydınlatmadığım bir yol
ve seni sevmediğim bir köşe kalmadı...


(¯`·.(¯`·. ιηѕιяαн ·´¯).·´¯)

inSiraH ......

Occupation
Location
Interests
Düz çizgiye dönüştü çoktan yüreğimin monitöründe hayat...
Sabahın pusunda, iki yüreğin sağır edici feryadına “sus” düştü.
Pustu aşk… sus-pus bir cenaze merasimi bu satırlar…

Windows Media Player

Video

 

Video

 



artık
terkediyorum bu şehri
neden içeyim ki bir daha
artık
sevmiyorum bu şehri
neden seveyim ki seni bir daha
artık
yalanlarına kanmak istemiyorum...



bu şehirde
uğruna içilecek bir aşk kaldı mı ki
ağlamadığım bir sokak
yanmadığım bir aşk
koklamadığım bir çiçek
ve soluk alamadığım bir istanbul kaldı mı ki...

ALıntıdıR...

UmuT LiManı YıkıLDı YüreĞim...

Umut Limanı Yıkıldı Yüreğim...



Yürü yüreğim,
Bu limandan da bir seyir çıkmadı bize
Benim dalgalı denizime açılmaya yürek gerek
Bir sonbahar yağmuru değil ki,
Bir fırtına bu yıkıp savuran,
Bir felaket bu içimdeki buz dağlarını yıkan


Hadi yürü beklemek yakışmaz bize,
Üzülmek hiç bize göre değil,
Takılıp kalmak bir ümide,
Acizler gibi ağlamak bize göre değil




Bir güneş bulduğumu sanmıştım oysa
Hani o amansız fırtınaların ardından çıkan,
Gök kuşağının anası o güneş gibi,
Sürdüm gemimi rüzgârın, dalgaların üstüne sırf güneşi görmek için
Rüzgârlardan korkardım oysa
Dalgalar hep acıtmıştır içimi,
Güneşi bulduğumu sanmışım oysa
Bir serapmış okyanus ortasında beni kandıran,
Bir bulutmuş oysa o ışık,
Fırtınalarımın her zaman önünde koşturan




Şimdi yürü hadi bekleme boşuna
Bu limandan da bir seyir çıkmadı bize,
Yüzerek geçeceğiz karşıya o dalgalı denizi,
Belki bir fırtınanın ortasında tutunacak küpeştemiz olmayacak,
Belki bu denizde bize dost bir dalga olmayacak,
Mendirekler parçalayacak beklide bedenimizi,
Belki de sahile vuracağız yüzümüzde o umudun verdiği gülümsemeyle
İnanmak, başarmak istedik olmadı ne yapalım




Umut limanı yıkıldı yüreğim,
Bize sığınacak bir limanda kalmadı
Çürümüş gemimizde battı yüreğim,
Yara aldık aşkın pruvasından,
Sanırım bir daha dalgalı denizimiz ve batacak bir gemimiz olmayacak
Liman mı?
Sorma yüreğim, zaten hiç bir zaman olmadı,
Bundan sonra da olmayacak...
 
ALınTıDıR...
August 23

Hasretinden Prangalar eskittim..

 

 

Seni, anlatabilmek seni.
   İyi çocuklara, kahramanlara.
   Seni anlatabilmek seni,
   Namussuza, halden bilmeze,
   Kahpe yalana.

   Ard- arda kaç zemheri,
   Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
   Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...           
   Bir ben uyumadım,
   Kaç leylim bahar,
   Hasretinden prangalar eskittim.
   Saçlarına kan gülleri takayım,
   Bir o yana 
   Bir bu yana...

   Seni bağırabilsem seni,
   Dipsiz kuyulara,
   Akan yıldıza,
   Bir kibrit çöpüne varana,
   Okyanusun en ıssız dalgasına
   Düşmüş bir kibrit çöpüne.

   Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
   Yitirmiş öpücükleri,
   Payı yok, apansız inen akşamlardan,
   Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
   Seni anlatabilsem seni...
   Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
   Üşüyorum, kapama gözlerini...

 

Ahmet ARİF

 

                                                              

 

 

August 19

...Sevmek Dedimm...

 

 

"Sevmek" dedim.. "Yoluna ölmek" dedi..

"Yol" dedim.. "Alıp başını gitmek" dedi..

"Gitmek" dedim.. Bir "Ahh" çekip, "Dostlardan ayrılmak" dedi..

"Dost" dedim.. Durdu.. Bana baktı.. "Dost" diye mırıldandı..

"Yüreğime nasıl koysam bilemediğim" dedi..

"Yürek" dedim.. "Dünyaları içine sığdıramadığım" dedi..

"Dünya" dedim.. "Hayatın bir yüzü" dedi..

"Yüz" dedim.. "Ardında ne gizli bilemediğim" dedi..

"Giz" dedim.."Hep çözmeye çalıştığım" dedi..

"Çalışmak" dedim.."Bitmeyecek öykü" dedi..

"Öykü" dedim.."Binlercesini içimde gizliyorum" dedi..

"Gizlemek" dedim.."İşte, her şeyin bitimi" dedi..

"Şey" dedim.. "SEVDA" dedi..

"SEVDA" dedim.."Peşinden koştuğum" dedi..

"Koşmak" dedim.."Hayat, bir maraton" dedi..

"Hayat" dedim.."Öyle kısa ki!" dedi..

"Niçin kısa?" diye sordum..

"Yaşanacak çok şey var, zaman yok" dedi..

"Yaşanması gereken ne var? "diye sordum..

"Aşk" dedi."Kaç kere?"diye sordum..

"Bin kere" dedi,"Milyon kere"

"Neden bir kere değil?"diye sordum..

"Bütün aşkların toplamı,en yüce ve tek aşk" dedi..

"Önce ona varsan olmaz mı?" diye sordum..

"Keşke olsa" dedi,"Ama önce yoğrulmak gerek"

"Acı çekmek mi?" diye sordum.."Evet, aşk acısında yok olmak" dedi..

"Yok olunca!" dedim.. "İşte gerçek aşkta o zaman yaşamaya başlarsın" dedi..

"Gerçek aşk!" dedim.."Büyük o!" dedi..

Durdum. Durdum. Ve sustum!

"Neden sustun?" diye sordu. "Yüreğim titredi sanki" dedim..

"Neden?" diye sordu.. "Bilmiyorum" dedim.. "Büyük O!"

"Evet" dedi, "Büyük O!"

"Nerede?" diye sordum.."Her yerde" dedi..

"Nasıl?" diye sordum.."Yüreğini aç" dedi..

"Yüreğimi açmak!" dedim..

"Bir tebessümle bak her şeye" dedi..

"Tebessüm" dedim.."Her kapının anahtarı" dedi..

"Kapı" dedim.."Girmeden bilemezsin" dedi..

"Ya korku!" dedim.."Bilinmeyenden korkar insan" dedi..

"Ben bilmiyorum" dedim.."Neyi?" diye sordu..

"Ben'i" dedim.."Sen kimsin?" diye sordu..

"Ben kimim?" diye sordum.."Sevgiyle beslenensin" dedi..

"Kimin sevgisiyle?" diye sordum..

"Büyük O'nun" dedi..

Durdum.. Durdum..Yine sustum..

"Kimsin?" diye sordum..

"SEN'im" dedi..

 

 

 

 

August 17

aŞk...

 

aSk masumdur...

 

 

sevGi doLudur...

 

kuş gibi özgürdür..Uçmaktır...

Taşımaktır sırtında...

 

Soğukta kucakLamaktır...

 

Bazen kanatır...Kanadı kırıLır...Acıtır...

AMA YİNE DE HERŞEYE RAĞMEN GÜZELDİR.....

 

 

August 14

'...an'lık...'

‘ … sen durursun, ümit edersin hiç düşünmeden; yaşam senin istediğin gibi akmazmış; istediklerin beklediğin zaman gerçekleşmezmiş ; önemi kalmaz… yalnızca istersin ve istediğinin tüm yakıcılığına rağmen hep beklersin, sana doğru atılacak bir adımı, bir mektubu ya da bir küçük notu, bir telefonu, bir bedeni kısacık bir an da olsa görmeyi ya da kulaklarına ulaştığı anda sahibi kaybolup gitmiş olacaksa da bir sesi...
 

hissettiysen böyle bir duyguyu hayatının bir anında, tek bir anında olsun yaşadıysan; eğlenemeyeceksin !!! belki ama yalnız olmadığını sende öğreneceksin…; büyüyen bir aşkın uçurumunun kenarında duran ‘tek’ adam ve ‘tek’ kadın olmadığını sende anlayacaksın… hissedeceksin yanında… bir anlığına bile böyle hissettiysen… gitme…

Alıntı...

August 13

GüLMek işTee...

Bir gülümseme ; sevginin ve insan olmanın anahtarıdır.

 

Bir gülümseme; iç dünyamızın güzelliklerini dışa yansıtır..

Bie gülümseme; bir külfeti yoktur,fakat çok şey kazandırır

Bir gülümseme ;evde saadet iş yerinde muvaffakiyet.

Bir gülümseme;başkalarına ikramda bulunabilmektir.

Bir gülümseme vereni fakirleştirmeden alanı zenginleştirir.

Bir gülümseme;bir an sürer bazen ise ebediyyen yaşar.

Bir gülümseme yorgun olan insanı dinlendirir.

Bir gülümseme;ümitsiz olan insana neşe ve hayat bahşeder.

Bir gülümseme; karanlık bir çehreyi aydınlatabilir.

Bir gülümseme;satın alınmaz rica ile edilemez.

Bir gülümseme ödünç verilmez,çalmak da mümkün değildir.

Bir gülümseme;kendiliğinden verilmedikçe işe yaramaz.

Bir gülümseme;ona ihtiyacı olanlara ilaç gibi gelir.

Bir gülümseme;sevgi köprülerini sağlamlaştırır.

Bir gülümseme bazen bir hayat kurtarır.

Bir gülümseme bazen savaşı da önler.

Bir gülümseme;bazen gülümsemeyeni gülümsetir

Bire gülümseme;sadaka yerine geçer sevap kazandırır.

Bir gülümsemeyi;gülümsemeye ihtiyacı olana bol bol verin.

Bir gülümsemeye gülümsemeyenlerin ihyacı olduğunu unutmayın!

Bir gülümseme için hiç kimse ona ihtiyaç duymadan yaşayacak kadar zengin ve kuvvetli değildir.

İKİ İNSAN ARASINDAKİ EN KISA MESAFE GÜLÜMSEMEKTİR...

BiR TEBESSÜM HiKAYESi

Küçük kiz,hüzünlü bir yabanciya gülümsedi. Bu gülümseme adamin
kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava icinde yakin
geçmiste kendisine yardim eden bir dosta tesekkür etmedigini
hatirladi.Hemen bir not yazdi,yolladi.

Arkadasi bu tesekkürden o kadar keyiflendi ki,her ögle yemek yedigi
lokantada garson kiza yüklü bir bahsis birakti. Garson kiz ilk defa
böyle bir bahsis aliyordu.Aksam eve giderken,kazandigi paranin bir
parçasini her zaman köse basinda oturan fakir adamin sapkasina birakti.

Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki...iki gündür bogazindan asagi
lokma geçmemisti. Karnini ilk defa doyurduktan sonra,bir apartman
bodrumundaki tek odasinin yolunu islik çalarak tuttu. Öyle neseliydi
ki, bir saçak altinda titreyen köpek yavrusunu görünce,kucagina
aliverdi.

Küçük köpek gecenin sogugundan kurtuldugu için mutluydu. Sicak odada
sabaha kadar kosusturdu.Gece yarisindan sonra apartmani dumanlar
sardi.Bir yangin basliyordu.Dumani koklayan köpek öyle bir havlamaya
basladi ki,önce fakir adam uyandi, sonra bütün apartman halki...

Anneler,babalar dumandan bogulmak üzere olan yavrularini kucaklayip,
ölümden kurtardilar ...

Bütün bunlarin hepsi,bes kurusluk bile maliyeti olmayan bir
tebessümün sonucuydu.

MUTLU BiR GÜLÜMSEYiSiN YERiNi HiÇ BiR TATLI SÖZ TUTAMAZ...

August 10

вüℓвüℓ νє güℓ...

 

 

 

вιя вüℓвüℓ вєуαz вιя güℓє αşıк σℓмυş,

нєя ѕαвαн σηυ кσкℓαя öρєямιş,

αмα güℓ σηυ нєρ тєяѕℓєя яє∂ є∂єямιş,

αмα вüℓвüℓ нιç уıℓмαмış...

вιя güη gι∂ιρ ηє кα∂αя çσк ѕєν∂ιğιηι ѕöуℓємιş,

güℓ ѕєη вαηα ℓαуıк ∂єgιℓѕιη ∂єуιη¢є...

вüℓвüℓ güℓüη ∂αℓιη∂α вιя ∂ιкєη αℓıρ,

кαℓвιηє ѕαρℓαмış...

                      кαη вєуαz güℓüη üѕтüηє αкıη¢α güℓ кıρкιямιzι σℓмυş νє..                             .

          ση∂αη ѕσηяα вüтüη кıямιzι güℓℓєяιη αηℓαмι;

ѕє

ηι ѕєνιуσяυм σℓмυş.........

 

 

 

 

June 11

..

June 10

....

October 05

MeVLaNa..

June 24

Güllerinde Ağladığı Bir Zaman Vardır..!

Güllerin de ağladığı bir zaman vardır. Ama bir gül var ki onun gözlerinde her zaman gözyaşı vardır. Geceler onun gözyaşlarını kendine saklar. Ama gündüzün aydınlığında nemlenen gözleri onun hüzünlerini fısıldar. Denizler onun gözyaşları gibi ıslak; güneşler hüzünleri kadar sıcaktır.

Güllerin de kokmadığı bir zaman vardır. Ama bir gül var ki onun sevgi saçan kokusu her zaman vardır. Kokusu sevgiden, rengi hasretten bir güldür. O, kalbi hasretle yanmış ama sönmemiş,kül olmamış, kor olmuştur ve Allah adini kırmızı gül koymuştur.

Güllerin de seviştiği bir zaman vardır. Ama bir gül var ki sustuğu an bile sevgiyi yaşayan bir kalbi vardır. Onun gülerken bile yaprağında gözyaşı vardır. Ama o gözyaşlarında bile sevgiden gelen bir sıcaklık vardır. Onun gözünde vazolara girmenin bir anlamı yoktur. Ama onun hüznünü ve sevincini paylaştığı kır çiçekleriyle arkadaşlığı vardır.

Güllerin de uyuduğu bir zaman vardır. Ama bir gül var ki onun geceleri bile kapanmayan gözleri vardır. Sevgisi gece gündüz yoldadır, duası, kokusu anbean sevdiğine varır.

Güllerin de solduğu bir zaman vardır. Ama bir gül var ki kokusu sevgilinin yüreğine işlemiştir de bu yüzden ölümsüzlük sırrına kadem basmıştır. Ve onun mezar taşına şu yazılmıştır: SEVMEYEN İNSANLAR ÖLÜR AMA, SEVEN GÜLLER SOLMAZ..!

July 11

....

 

 

 

çσğαℓαη α¢ıℓαяıмı ѕιℓ уüяєğιм∂єη

       güηαнℓαяıм çσк, єℓℓєяιм вσş gєℓιуσяυм ѕαηα, нєя güη             

öℓü

мє уαкℓαşαη α∂ıмℓαяıмı ѕєηιη уσℓυηα ∂üşüя…

ѕ

α∂є¢є ѕєηιη уσℓυηα…

ѕ

α∂є¢є ѕєηιη.....

 

 

 

July 04

....

 

İsterim sevgilim isterim inan.

Beni unut beni terk et

Ama sevgiyi unutma aşkı terk etme

Görüyorum ki sen bir başka kalbe değil bir başka bedene gidiyorsun.

Bir başka ışığa değil karanlığa koşuyorsun

Ama bir tanem

Kalbin huzur bulacak mı sanıyorsun.

Bilsem ki seni benden daha çok sevecekler,bilsem ki sana daha güzel bir aşk verecekler Seni onlara ben verirdim verirrim de...

Çünkü''Kişi en sevdiğini Allah yolunda vermedikçe gerçek imana gerçek güzelliğe ulaşamaz'' diyor Allah.

Benim de en çok sevdiğim sen olduğuna göre vermeliyim seni.Veririm de,vereceğim ama kime...

Söyler misin kime vereyim seni?

Allah'ım söyler misin kİme vereyim O'nu?

Kime emanet edeyim sevdiğimi?

Sen Muhammed'i Hatice'ye Fatıma'ya emanet ettin.

İsmail'i Hacer'e

Musa'yı Annesine....

Ya ben kime emanet edeyim sevdiğimi.....

July 01

.

 

June 30

ARINIYORUM...

 
 
 
 

     Sokak lambaları ışığının pencereme vurduğu vakitlerde camın öte yanında

    Oltanın ucunda umutlarım ,kızgınlığım avuçlarımda .

    Yollarda yağmurdan kaçan insanlar var ; hepsini sana benzetiyorum .

    Benden kaçtıkça , bakışlarım daha sert iniyor yüzüne .

    Sığınmak istiyorsun belki bir dostun kelamına ,

    gözlerin ayaklarına düşüyor .

    Üşüyor bedenin , titriyorsun .

    Dindi yağmur ;ortalık sessiz

    Camdaki yansımama gülümsüyorum .

    Ve şemsiyesiz , yağmurun tadını çıkaran insanlara

    Saçlarını düzeltiyorlar , ıslak devam ediyorlar yollarına.                          

    Umutlarımı bırakıyorum avuçlarıma , kızgınlığımı yağmurlara

                     ArınıyorUM...

 

 

June 24

''SevmeK bazen SöyLeyeceK Sözün varKen Susmakmış...''

                                                                                                          

Sevmek bazen bildiğin halde her şeyi susmakmış
Seni darmadağın edecek her şey olup bitmiş
Yapılıp edilmiş olduğu için sevdiğince
-dileyemediğin için olmamasını da hani-
Sadece susmayı dileyip, susmayı yaşamakmış

Sessiz onurlu bir direnişmiş, aslında bu suskunluk
Fırsat vermekmiş karşındakine
Her insanın ikinci bir şansa ihtiyaç duyacağını
Bilmenin farkındalığı ile
Soluksuz uzun bir bekleyişmiş
Bir şekilde telafi edilsin diye yapılan hatalar
Olur ya insanlık hali herkes yanlış yapabilir
Diyerek yüce gönüllülük göstermekmiş

Ya da
Hata değil de yapılanın
Bitişini gösterdiğini bir aşkın
Yaşanılamazlığını ortaya çıkardığını sevginin
Anlamamak için umutsuz bir geciktirme çabasıymış
Yüce gönüllülüğün ardına saklanan

Kıyamamakmış sevdiğine onun tüm yok edişlerine rağmen
Acıtan inciten dalların budanması yerine,
Batmasına izin vermekmiş gönlüne
Vazgeçilemezinden kopmamak için
Onun senden çoktan vazgeçtiğini bilsen bile
Ezen yok eden yakan bir suskunlukla beklemekmiş

Sevmek, aslında sineye çekmekmiş biraz da
Hatta birini kandırmak değil, bilerek kanmaktır aşk diyenlerin
Ne kadar doğru söylediğini yaşayarak öğrenmekmiş

Sevmek bir kerre itiraf edildiğinde
Darağacına giden yola itilmekmiş sevdiğinin eliyle
Yağlı ilmeklere kurban edilmekmiş çaresiz

Sevmek razı olmakmış, vazgeçilmeye bile
Kanar gibi yapıp her söylenilene -sessiz-
Tutulmayan sözlere katlanmakmış

Sevmek yanmakmış buzulların arasında
Sıcak yatağında yalnızlığına sarılarak donmakmış

Sevmek bazen söyleyecek sözün varken susmakmış...

                                           

 

June 02

Güzel bir makale

 

Adam denize doğru yürüdü.cebinden dolma kalemini çıkardı.eğildi ve dolma kaleminin ucunu denize batırdı.sonra arka ucunu döndürerek mürekkep haznesine deniz suyu doldurdu.o günden beri denizden başka bişey yazmıyor o kalem…

 Kadın dikiş dikerken iğneyi dalgınlıkla eline batırdı.parmağınını ucunda küçük bir kan topu oluştu hemen.yere damlamasın diye menekşe saksısına damlattı onu.o günden beri kan kırmızıdan başka açmıyor o menekşe…

Çocuk bakışlarının üstüne siper edip uzaklara baktı.o böyle merakla bakarken uzaklara birden yakın oluverdi.çocuk bu uzakların en yakın halini unutmamak için sonsuza dek kapadı gözlerini.o günden beri mesafelerini kaybetmiş rüyalar görüyor çocuk…

Zaman ihtiyar bir ressam kılığına girip üç resim yaptı.birinci resimde denizle kalemini dolduran bir adam vardı.ikinci resimde menekşeleri kanıyla sulayan bir kadın vardı.üçüncüsünde ise;bir çocuk uzakları yakından görüyordu.karşılarına geçip uzun uzun baktı üç resmede…sonRA bıraktı fırçasını elinden O GÜNDEN BERİ DUYDUĞU HİÇBİR BİLMECEYİ ÇÖZEMİYOR ZAMAN…..

May 27

Beni SeviyormusuN ?

 
Photo 1 of 12

 

ziyaret ettiğiniz için tesekkürler...

Add a comment
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
lazkızıwrote:
вυgüη уєηι уαşιмι кυтℓυуσяυм
αℓℓαн нєякєѕє ѕαğℓıкℓı,мυтℓυ νє ѕєν∂ιкℓєяιуℓє вєяαвєя ηι¢є ηι¢є уıℓℓαя ηαѕιρ єтѕιη
20 уαşιη∂α σℓ∂υм αятιк...GülümsemeGülümseme
Oct. 20
lazkızıwrote:
Cuma mübarek bir gün olduğu için, müminlerin bayramıdır. Ogünde , öyle bir an var ki, o anda yapılan dualar reddedilmez. Yalnız, o an hangi saattedir , bildirilmemiştir.
Cuma günü ehemmiyetini, peygamberimiz bir hadis-i şerifinde, şöyle izah buyurmuştur;
“Üzerine güneşin doğduğu en hayırlı gün, Cuma günüdür. Adem aleyhisselam ogün yaratulmış, ogün cennete konulmuş, ogün cennetten çıkarılmıştır. Kıyamet’de ancak Cuma gününde kopacaktır.”(Müslim ve Tirmizi’den alınmıştır.)
Bir Müslüman, Cuma günü gusül abdesti alıp, Cuma namazına giderse , bir haftalık günahları affolunur. Ve her adımı için sevap verilir.(H.Şerif)
“Günlerin en kıymetlisi cumadır.Cuma günü, bayram günlerinden ve aşure günlerinden, daha kıymetlidir. Cuma , Dünya’da ve Cennet’te müminlerin bayramıdır.”(H.Şerif)
“Cuma namazı kılmayanların, kalplerini,Allahü Teala mühürler. Gafil olurlar.” (H.Şerif)
“Cuma namazından sonra , yedi defa ihlas ve felak, nas surelerini okyanı, Allhü Teala bir hafta kazadan , beladan ve kötü işlerden korur.” (H.Şerif)
Cuma günü yapılan ibadetlere en az iki kat sevap verilir.
Bir Hadis-i Şerif’te şöyle buyurulmuştır; “ Cumartesi günleri Yahudilere, Pazar günleri Hristiyanlara , Cuma günü Müslümanlara verilmiştir.”

Bize bir nazar oldu,
Cumamız Pazar oldu,
Bize ne olduysa,
Hep azar azar oldu.

“Cuma Günü, Gecesinden Daha Hayırlıdır”
Cuma günü , hatip hutbede iken konuşulmaz. Bir suale cevap verilmez. Hatibi dinlemek vaciptir. (Elmalı Tefsiri C.7.S.4969)
Cuma gecesi ve gündüzünde , Kehf suresini okumak çok sevaptır. Resulullah şöyle buyurdu; “ Cuma günü , imam hutbe okurken, konuşan bir kimse koca koca kitaplar taşıyan, merkebin durumuna benzer. Konuşan bir kimseye: “Dinle” diyenin cuması yoktur.” (El-Esas Fittefsir . C.15 S.97)
Allahü Teala Cuma gününü Müslümanlara özel olarak vermiştir. Cuma suresinin sonunda şöyle buyuruyor “ Ey İman etmekle şereflenen kullarım! Cuma günü namaza çağrıldığı zaman , hemen Allah’ı anmaya koşun. Ve alışverişi bırakın. Eğer siz gerçeği anlayan kimseler iseniz. Elbette bu , sizin için daha hayırlıdır.” (Cuma Suresi Ayet 9)
Cuma günü imam hutbe için minbere oturduğunda ezan okunurken, müminlerin Cuma namazında bulunmaları ve hutbeyi dinlemeleri emr olunmuştur. Cuma namazına yetişmek için , soluk soluğa koşmak yerine vaktinde hazırlanıp vakarla gitmek , Hz. Peygamberin övüdüdür. Allah’ı anmaya engel olan bütün işler ve alışverişler Cuma vaktinde bırakılır.
“Namaz bitince yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan isteyin. Allah’ı çok zikredin. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.” (Cuma S. 10)
Cuma kılınınca alışveriş, ilim, hasta ziyareti ve iade-i ziyaret gibi vazifeler yapılır. Ayrıca Allah’ı anmak, yalnız Cuma gününe bağlanmamalıdır. Bütün zaman bu görev yerine getirilmelidir.
Cuma günü ezan okunduktan sonra , alışverişi ve her türlü dünyevi faaliyetleri terk etmek gerekir. Zira o anda elde edilen her türlü maddi kazanç haramdır.
Yine bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur; “ Her kim , Cuma günü başını ve bedenini yıkar, “Gusl Eder” olabildiğince erken gelir, binmez, yaya yürür, imama yaklaşır ve boş şeyle uğraşmaksızın, hutbeyi dinleyecek olursa , attığı her adım ile bir sene boyunca oruç tutmuş , namaz kılmış kadar ecir alır.” (El-Esas Fittefsir. C.15.S.103)
Cuma namazına giden kimselerin, en güzel elbiselerini giyinmesi, insanları rahatsız etmeyecek , hoş kokular sürünmesi , dişlerini fırçalaması, temizlenmesi , boy abdesti almasını yine peygamberimizin emirleri cümlesindendir.
Ebu Hüreyre(R.A) , dedi ki; “Resulullah,(S.A.V) şöyle buyurdu; “ Her kim Cuma günü cünüplükten yıkanır gibi yıkanırsa, sonra namazın ilk saatinde giderse bir deve kurban etmiş gibi olur. İkinci saatinde giderse, bir inek kurban etmiş gibi olur. Üçüncü saatinde giderse , boynuzlu bir koç kurban etmiş gibi olur. Dördüncü saatinde giderse , bir tavuk sadaka vermiş gibi olur. Beşinci saatinde giderse , bir yumurta sadaka vermiş gibi olur. İmam hutbeye çıktığı vakitte, melekler hutbeyi dinlemek üzere , hazır olurlar” (Buhari ve Müslim)
Peygamberimizin, bizleri daha çok sevap almak için Müslümanlara verilen bu büyük sevaplara kavuşmak için birer teşvikidir. Zira o saatlerde , camiye erken gidip, dua zikir, tesbih Kur’an-ı Kerim okumak ve yapılan vaazı nasihatleri dinlemenin ne kadar sevaplı olduğunu hep biliyoruz.
Peygamberimiz bir gün hutbede iken şöyle buyurdu ;
“Allahü Teala Cuma’yı size bu sene, bu ayda , bugünde, bu makamımda kıyamete kadar farz kıldı. Binaanaleyh her kim benim hayatımda veya benden sonra bir imamı olduğu halde , cumayı hafife alarak veya inkar ederek terk ederse Allah onun iki yakasını bir yere getirmesin. Ve işinde bereket vermesin. Haberiniz olsun ki o kimsenin namazı da yoktur, haccıda yoktur, orucuda yoktur. Ta tevbe edinceye kadar. Her kim tevbe ederse Allah’ta tevbesini kabul eder.” (Elmalı tefsiri C.7.S.4979)
Hz. Enes Peygamberimizden naklen şöyle buyurmuş; “Allahü Teala her Cuma günü hepsi cehennemi hak etmiş oldukları halde , 600 Bin kişiyi ateşden azat eder.”
Hz. Kaab’dan ; “Allahü Teala beldelerden Mekke’yi, aylardan ramazan’ı, günlerden Cuma’yı faziletli kılmıştır. Ve buyurmuştur ki; Cuma günü vefat eden mümin kimseye , Allahü Teala şehit ecri yazar. Ve onu kabir fitnesinden korur” (Elmalı tefsiri C.7 S.4972)
Yine aynı tefsirden bir hadis-i Şerifte “Cuma gününden daha faziletli bir gün üzerine , güneş ne doğar , nede batar.” (Elmalı Tefsiri C.7. S.4972)
Ve yine peygamberimiz “ Cuma günü bana çokça salatü selam getirin. Kim selavat getirirse, onu bana arz ederler.” Buyurmuştur.
Hz. Ebu Said’den gelen bir rivayette: “Beş şey vardır ki, onları kim bir gün içinde yaparsa , Allah onu cennet ehli olarak yazar;
-Hasta Ziyareti yapmak,
-Cenazede bulunmak,
-Cuma günü oruçlu olmak, “Cuma günü tek değil, bir gün daha ilave ile” oruç tutmak daha evladır.
-Cuma namazına gitmek,
-Ve kendine takdir olanla sadaka vermek.
Hz. Ebu Umame (R.A) rivayet ediyor; “ Melekler Cuma günleri, cami kapılarında, yanlarında defterler olduğu halde otururlar. Ve ( 1., 2.,3.) diye gelenleri yazarlar; İmam hutbeye çıktımı, defteri dürerler.Yine aynı sahabeden gelen rivayette; “ Cuma günü guslediniz. Kim böyle yaparsa , bir haftalık günahlarına kefaret olur. 3 Günde ziyadesi vardır.”
Şu dört kişiye Cuma namazı farz değildir. “ Kadın,köle, hasta ve yolcu”.(Ebu Hanife)
Hanımlar camiye Cuma namazı kılmaları için gelirse, kendileri için özel bir yer varsa , orada namazı kılarlar. Hanımlar için, en faziletli ibadet evlerinin , en loş olan kısımlarıdır.
Oct. 17
lazkızıwrote:
hayırlı günler..
bütün güzellikler ve mutluluklar seninle olsun...
allaha emanet ol...
Oct. 9
lazkızıwrote:
Oct. 4
lazkızıwrote:
Masumi Toyotome diye bir Japon yazmış bu yazıyı...
"Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir" diye başlıyor.Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz diye soruyor. Sonra anlatmaya başlıyor:Sevgi üç türlüdür.

Birincinin adi "Eğer" türü sevgi.Belli beklentileri karsılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar.
Örnekler veriyor:
Eğer iyi olursan baban, annen seni sever.
Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim.
Eğer es olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim.

Toyotome en çok rastlanan sevgi türü budur diyor.Bir şarta bağlı sevgi. Karşılık bekleyen sevgi.
Sevenini, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi türüdür bu diyor yazar. Nedeni ve sekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır.

Yazara göre evliliklerin pek çoğu "Eğer" türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil, hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne âşık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor. Sevgi nefrete dönüşüyor.En saf olması gereken anne baba sevgisinde bile "Eğer" türüne rastlanıyor.

Yazar bir örnek veriyor.
Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu etmek için çok çalışıyor. Okul dışında hazırlama kurslarına da gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone kaplıcalarına gidiyor. Eve döndüğünde babası öfkeyle “sınavları kazanamadın. Bir de utanmadan Hakone'ye gittin?” Diye bağırıyor. Delikanlı "Ama baba vaktiyle sende bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın” diyor. Baba daha çok kızarak delikanlıyı tokatlıyor. Çocuk da intihar ediyor.
Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler, yanılıyorlardı diyor yazar. Delikanlı babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı.İnsanlar "Eğer" türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında. Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek bu genç adamın yaptığı gibi yaşamı sürdürmekle ondan vazgeçmek arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabilir diyor Masumi Toyotome. İlginç değil mi?

İkinci türe geçiyoruz. "Çünkü" türü sevgi.
Toyotome bu tür sevgiyi söyle tarif ediyor: Bu tür sevgide kişi bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır.
Örnek mi?
- Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin (Yakışıklısın).
- Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki.
- Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun.
- Seni seviyorum. Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki.

Yazar, Çünkü türü sevginin Eğer türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor. Eğer türü sevgi bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz hoş bir şeydir egomuzu okşar. Bu tür olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin düşünürseniz, bu türün "Eğer" türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki bu tür sevgi de yükler getirir insana.
İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artik ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yasama sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer.
Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler.
Sınıfının en güzel kızı, yeni gelen kıza içerler.
Üstü açık BMW’su ile hava atan delikanlı, Ferrari ile gelene içerler.
Evli kadın kocasının genç ve güzel sekreterine içerler.
O zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi diye soruyor Toyotome."Çünkü" türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz diyor. Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var.

Birincisi; acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz korkusu. Tüm insanların iki yani vardır. Biri, dışa gösterdikleri öteki yalnızca kendilerinin bildiği. İnsanlar sandiklari kişi olmadığımızı anlar ve bizi terk ederlerse korkusu buradan doğar.

İkincisi de ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa endişesidir.Japonya'da bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın yüzü patlayan kazanla parçalanmış. Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı bozup onu terk etmiş. Daha acısı ayni kentte oturan anne ve babası, hastaneye ziyarete bile gelmemişler, artik çirkin olan kızlarını. Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne kurulmuş olduğundan bir günde ölmüş. Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış. Kız birkaç ay sonra kahrından ölmüş...

Japon yazar toplumlardaki sevgilerin çoğu "Çünkü" türündendir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insani hep kuşkuya düşürür diyor.

Peki, o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne?
Ve işte sevgilerin en gerçeği. Üçüncü tür sevgi benim "Rağmen" diye adlandırdığım türdür diyor yazar.

Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için!
Eğer türü sevgiden farklı bu. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için Çünkü türü sevgi de değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan Bir şey olduğu için değil, Bir şey olmasına rağmen sevilir.

Güzelliğe bakar mısınız? "Rağmen sevgi".
Esmeralda, Quasimodo'yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına "Rağmen" sever. Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda'ya "çingene olmasına rağmen" tapar.Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insani olabilir. Bunlara rağmen sevilebilir. Tabii bu sevgiyle karşılanması şartı ile.
Burada insanın, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine rağmen olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor.

Japon yazar yüreklerin en çok susadığı sevgi budur diyor.
Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir.

Bunun böyle olduğundan nasıl emin olursunuz? Haklı olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor. Su soruma cevap verin diyor.

Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz? Kendi kendinize yaşamamın ne yararı var diye sormaz mıydınız? Devam ediyor Toyotome:
Su anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün. Dünya birden bire basinizin üstüne çökmez miydi? O an yasam size anlamsız gelmez miydi? Diyelim sıradan bir yaşamınız var. Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatinizi nasıl yasardınız? Diye soruyor ve yanıtlıyor: Öyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice dağıtıp yasayan ölü haline geliyorlar.

Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor Rağmen sevgiyi. Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni Rağmen türü sevgiyi su anda yasamaniz ya da bir gün bu sevgiyi bulacaginiza inancinizdir.

Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome.
Bugün yasadigimiz toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor.Çünkü herkesin sevgiye ihtiyaci var. Kimsede baskasina verecek fazlasi yok?diye açikliyor.

Anlatiyor: Yakinimizda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da ayni seyi baskasindan beklemektedir. Peki bu dünyada sevgi ne kadar var?
Yazara göre, açligimizi biraz bastiracak kadar. Ve de yemek öncesi tadimlik gelen istah açicilar gibi. Bu minnacik tadim, bizi daha müthis bir sevgi açligina tahrik ve tesvik ediyor. Bu minnacik tadim sevgiye ne kadar muhtaç oldugumuzu anlatiyor. Büyük bir hirsla ana yemegin gelmesini ve bizi doyurmasinibekliyoruz. Hani nerede? Hepsi o. Ve asil çarpici cümle en sonda.

DÜNYADAKI EN BÜYÜK KITLIK, RAGMEN TÜRÜ SEVGININ YETERINCE OLMAYISIDIR. IYI DÜSÜNÜN..........
Sept. 21